Aug 19

Babamın şirketi 1 hafta tatil olmuştu. Annemle plan yaptılar ve beni arabanın içindeki o küçücük koltuğun içine tıkıp arabayla yola çıktılar. Nerelere mi gittik? Kimlerle mi tanıştım? Başımıza neler mi gelmedi?

Hepsi çok yakında burada…

Jul 31

Tekrar merhaba! Uzun zamandır ortada olmadığım için dönüşüm biraz hızlı oldu. Sizden bir konuda destek rica ediyorum. Babam, gerek benim yanaklarımın durumu gerekse birçok yakınımız tarafında da kabul gören “Adam gibi bakıyor ya bu cüce” konusu nedeniyle büyüyünce “Vali” olmama karar verdi. Sanki o karar verince “Vali” olunuveriyor ama son zamanlar olayı biraz abartmaya başladı. Üst düzey devlet görevine giden kariyer basamaklarını falan araştırıyor. Ürküyorum.
Peki sizden neden destek istiyorum? Babamı ikna ederek, geleceğimdeki meslek seçimimi demokratik bir şekilde oylamaya açmaya karar verdim. Sağ alt bölümde bir Anket var. Başlığı “Sorular”. Lütfen bu başlık altında babam annem ve benim ortak kararımızla belirlediğimiz meslek tiplerinden en az 1 en fazla 3 tanesini seçin. Kurtarın ben :)
Hepinize teşekkür ederim…
p.s. Ankette IP kontrolü denen bir şey varmış. Sadece 1 kez oylama yapabiliyormuşsunuz.

Jul 31

Benim Havuzum

Bu aralar en sevdiğim olay havuza girmek. Benim havuzun birazcık küçük olsa da içinde debelenmeye bayılıyorum. Annem sayesinde kulaç atmama da gerek kalmıyor. Saolsun o beni yüzdürüyor. Babamın yanımızda sokak lambası gibi durup ne yaptığını halen anlayabilmiş değilim ama sanırım benim havuzdan dışarı attığım suları banyo sonrasında o temizliyor. Bir de arada bir garip bir kovayla kafamdan aşağıya su döküp duruyor. Su ağzıma burnuma kaçtığı için sinir oluyorum babama. Çıkınca masaj seansı olmasa havuzdan her an vazgeçebilirim ama o masaj bölümü var ya! Offf offf… Şahane bir olay! Masaj seanslarım nü kareler içerdiği için burada sizlerle paylaşamıyorum kusuruma bakmayın. İleride aleyhime kullanabilirsiniz diye korkuyorum :)

Jul 14

Geçen Pazar (13 Temmuz) dedemlere gittim. Baktım, büyük dayım garip bir aletin başında oturmuş, her an alev alacak durumda… Ben de dayanamadım ve olaya el koydum. Sonradan öğrendiğime göre bu cihazın adı mangal üzerinde pişen garip yemeklerin de adı köfteymiş. Belli bir süre büyük dayım ve babama bu işin inceliklerini öğrettim. Sonra köşeme çekilip masadakileri rahatsız etmeye başladım. Her birinin kucağına gidip kulaklarını çınlatırcasına bağırdım ki o köfte midir nedir zımbırtaları yemeyi bırakıp benimle ilgilensinler. Başardım mı? Resimlere bakın siz karar verin. Resimlerin halen nerde olduğunu bilmiyorsanız lütfen buraya tıklayın

Esenlikler dilerim…

Demir Mangaldakülmemedesütbırakmazoğlu Bayrak

Jul 7

Merhaba,

Bu haftasonu evde biraz fazla gürültü çıkarıp annemle babamı cinnet eşiğine süreklediğim için olsa gerek bir an kendimi ana kucağı içinde, sonrasında da IKEA’nın koridorlarında buluverdim. Neyse, iyi oldu tabi :) IKEA’da annemlere biraz yemek yeme izni verdikten sonra gözlerindeki “IKEA’yı talan edelim” ışıltısını görünce bebe arabası içinde saatlerce dolaşacağımı anladım. Böyle bir şey söz konusu bile olamazdı. Meydan Alışveriş Merkezi’nin bahçesi varken rafların arasında mı dolaşacaktım? Nayırrrrrrrrr! Peki ne yaptım? Azıcık bağırdım. Çok değil gerçekten, bir lokma… Sanırım özellikle finali öyle bir yapmışım ki annemin yanına gelip  “Ben doktorum, acil bir durum mu var?” diye soranlar dahi oldu.
Sonuç? Annemi içeride bırakarak biz babamla Meydan’a gittik; eheh :) 1 tur, 2 tur derken ben uyumuşum… Ama çok şık yer yapmış adamlar, emeklerine sağlık.

Meydan beni bayınca, minik bir hırlamayla oradan da çıkmamızı sağladım. O sırada babam Zeki denilen bir adamla telefonla konuştu. Bir anda kendimi onların evinde buluverdim. Bu Zeki denilen adamın Özge Abla diye bir eşi var. İkisi de bana çok iyi davrandı. Ben de kakamı yapıverdim, şakkkk diye… (2 gündür kabızdım da ayıptır söylemesi) Kakamı yapmamı çok alkışladılar. Ben de bis yapmak için bir posta daha sallayıverdim oracığa. Annem çok mutlu oldu, sevinci kursağında kalmasın diye onun da çok severek aldığı yeni elbisesine kusuverdim. Ortalık savaş alanına döndü. O sırada babam bu olaylardan bihaber Zeki Amca’nın koltuğunun altına tavlayı vermiş anlamsız kahkahalar atıyordu…

Güne ait karelere buradan ulaşabilirsiniz!

Esenlikler dilerim

Demir

Jul 4

Canım annem,

Beni dünyaya getirdin, koruyup kolladın. Sarıp sarmaladın. Kokladın öptün. Benim canımsın. Canımdan öte. Tıpkı ‘babam’ gibi. Anne izin ver, babamla oyun oynayalım.

Babam beni kucağına aldığında; lütfen ‘aman düşürme’ diye endişelerini sesli olarak dile getirme. Emin ol, bana bir şey olsa, o da en az senin kadar üzülür. Emin ol, o da beni koruyup kollar. Sarıp sarmalar. Ama sen izin vermezsen, bunların hiçbirini yapamaz. Hem düşünsene, sen –annem- olarak, emin ellerde olmama rağmen, babama güvenmezsen, ben ona nasıl güvenebilirim? Kimlere güvenebileceğimi, sizlerden, sizi gözlemleyerek öğrenebileceğim.

Bırak ben oynarken, bir gözü gazetede kitapta olsun, ne çıkar? Belki böylece, tek başıma oyun oynayabileceğimi keşfederim. Sen bana her şeyi anlatıyorsun. ‘Masa köşeleri sivri’ dikkatli ol. ‘Soba sıcak’ uzak dur. ‘Bardağı yere atma’ kırılır. Pek çok şeyi teorik olarak öğrendim. Ama yaşanmadan da olmuyor anneciğim. Sobanın sıcaklığını biraz yaklaşıp ‘hissetmem’ lazım. Masanın sivri köşesine’ dokunmam’ lazım. Kaydıraktan kayıp popom yere hızlıca değince, canımın ne kadar yanabileceğini ‘keşfetmem’ lazım.

Biliyorum çok araştırıyor, benimle ilgili her şeyi öğrenmeye çalışıyorsun. Mutlaka bir yerlerde okumuşsundur. Babalar, dış dünyayı temsil eder. Evimiz dışındaki dünyayla sağlıklı iletişim kurmam için babamın rahatlığına ihtiyacım var. Sen, her istediğimde yanımdasın. İstediğim an yanımda olamayacağını, ama yine de güvende olduğumu hissetmek için babama ihtiyacım var. Babamla ne kadar çok vakit geçirirsem, insanlarla o kadar kolay iletişim kurup, bulunduğum farklı ortamlara o kadar çabuk uyum sağlarım.

Biliyorum, temizlik yaparken çok yoruluyorsun. Ama izin ver, babamla etrafı dağıtıp, birazcık kirleterek oynayalım. Ve izin ver, sonra birlikte temizlik yapalım. Bir şeyler kirlense de ‘temizlenebileceğini’ öğreneyim. Birlikte temizleyerek’ işbirliğini’ öğreneyim. İzin ver, ‘kendime güvenmeyi’ öğreneyim. Bir şeyleri dağıtıp kirletsem de, temizleyebileceği; düşsem de ‘tek başıma’ kalkabileceğimi, yaralansam da, iyileşebileceğimi öğreneyim. Biliyorum, bunları bana sende öğretebilirsin. Ama ben yere düşünce, senin daha çok canın yanıyor. Bu, sana doğanın verdiği bir özellik.Ve ben bu özelliğin sayesinde, bu güne kadar kazasız belasız, sağlıklı bir şekilde büyüyebildim. Bunlar için sana minnettarım. Ama senleyken düşmeye korktuğum anlar oluyor. Senin canın daha çok yanacak diye…

Anne izin ver, babamla vakit geçirelim. Erkeksem, erkek gibi davranmayı öğreneyim. Kızsam, erkeklerin nasıl davrandığını gözlemleyeyim.

Bırak bir sorunla karşılaştığımda, babam hemen çözüm üretmesin. Bıraksın, birazcık ben düşüneyim. Belki aklım yeter, çözümü ben bulurum. Çözümleri bula bula aklım gelişir. Aklım yetmezse içgüdümü dinlerim. ‘İç sesimi’ duyabilecek kulaklarım gelişir.

Anneciğim, sen biraz dinlen. Çünkü, seni elimde olmadan çok yoruyorum. Seni yorgun ve bitkin görmek beni çok üzüyor. Biraz kendine izin ver. Oturduğun koltuktan kalkmadan bir bardak sıcak çayını iç, gazeteni oku, yatıp dinlen. Korkma, babam yanımda. Sen yokken bana çok iyi bakacak. Hem şimdiki babalar daha bilgili. O da en az senin kadar beni kollayacak. Hadi sen de babanı ara. Babalar gününü kutla. İyi ki babalarımız var anneciğim. İyi ki varsınız…

Demir’in ağzından Sn. Devrim Atılkan’ın kaleminden

Jun 30

Doktor kontrolünde sıra beklerken biraz kestirmek istedim. Zaten ana kucağı içinde eciş bücüş uyumaya çalışıyorum, babam da beni videoya çekmeye çalışıyor. Neymiş; horluyormuşum….
Yok artık! İzleyin, siz de bana hak vereceksin. Horlama falan yok. Yalan bunlar!

Jun 30

Görmeye başladığım günden beri annemden bana almasını istemiş olduğum güneş gözlüğünü nihayet bu Pazar Kenan Abim’in sünnetinde takabildim. Babam “Büyük olsun, ilerde de takar” diye pintilik yapmasa daha güzel bir şey alacaktık ama şimdilik bununla da idare ediyor olacağım mecburen…
Nasıl beğendiniz mi?

Ya bunu?

Jun 30

Merhaba,

Bu aralar yiyip yiyip kilo almakla meşgul olduğumdan bu blog işini bir hayli aksattım. Farkındayım. Arayı kapatmak için kolları sıvadım. Evet yeni havadisleri hemen arka arkaya paylaşıyorum; bu Pazar günü Kenan Abim’in sünnet kutlamasını yaptık. Aile içinde organize edilen bu mini-brunch’ta tabi ki ben de vardım. Bu güzel günden karelere buraya basarak ulaşabilirsiniz…

Jun 24

Bu konuda yani yazı yazma konusunda henüz pek bir yetenekli olmadığım için üstad’dan yardım istemiştim; o da ancak gönderebilmiş…

Sevgili Annem… Aşağıdaki satırlar senin için… Bazıları bugün bazıları ise yarınlar için…

Sevgili Anneciğim,
Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler…
… Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların ‘Bundan sonra ağır kaldırmak yok’ müjdesinden
beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı…

Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.
O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz.
Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik… Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin en iyi annesi… Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

Sevginle donandım…
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;Büyüdüm… Senin kollarında ’sen’den habersiz, bambaşka bir ‘ben’ çıktı ortaya. Bazen o eski ‘ben’e hiç benzemeyen bir ‘ben’… Çünkü farkettim ki, anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta…

Söyleyemedim sana…
‘Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli olmadığını’ anlatan kitapları
salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye… Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
‘Devir de amma değişti’ diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
Bir yerim yaralandığında ‘Anam görürse ne kadar üzülür’ diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin? Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını…

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle…
Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber…
Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
…Lakin artık kafesten uçma vaktiydi. ‘Danaların girdiği bostan’da ayakta kalabilmenin yolu,
tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu. Yargıladık birbirimizi bir dönem…Sorguladık…
…Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
Sen her sohbete ‘Bizim çocukluğumuzda…’ diye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne…

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun…
Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi… Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi… Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları… Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda…Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı… Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni de büyüttüm.

Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi…
Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri… Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu; yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.

…Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli… O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları… İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini… Bense sevginden mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden bu Anneler Günü’nde sana upuzun bir ömür diliyorum.
Hem biliyor musun?
‘SENİ ÇOK SEVİYORUM’……

Teşekkür ederim Can Dündar

« Previous Entries